Erkeklerde cinsel mitlere inanma oranları ve mitlere inanmayı etkileyen faktörler
Fuat Torun, Sebahat Dilek Torun, A. Nilüfer Özaydın
Makale No: 3   Makale Türü:  Araştırma
Amaç: Cinsel mitler, kişilerin cinsel konularda doğru olduğunu düşündükleri, çoğu zaman abartılı, yanlış, bilimsel değeri bulunmayan inanışlardır. Bu araştırmanın amacı, erkeklerde sık görülen cinsel mitlere inanma yaygınlığının ve cinsel mitlere inanmayı etkileyen değişkenlerin belirlenmesidir.

Yöntem: Araştırmaya 167 erkek katılmıştır. Verilerin ilk bölümü sosyodemografik özellikler ve cinsel öykü ile ilgili soruları, ikinci bölümü ise 30 soruluk Cinsel Mit Değerlendirme Formunu içeren anket formunu kapsamaktadır.

Bulgular: Cinsel mitlere inanma yaygındır. Medeni durum, eğitim düzeyi, ergenlik öncesi yaşanılan bölge, ilk cinsel bilgi kaynağı ve ilk cinsel ilişki sonucunun cinsel mitlere inanmayı etkilediği saptanmıştır.

Sonuçlar: Bulgularımıza dayanarak, erkeklerde de cinsel mitlere inanmanın yüksek düzeylerde olmasını, toplumda var olan cinsellikle ilgili bilgilerin eksikliği ya da yanlışlığı ile açıklayabiliriz. Daha fazla katılımcı ile daha genellenebilir çalışmaların yapılması, toplum tabanlı cinsel eğitimlerin planlaması için yol gösterici olacaktır.
Anahtar Kelimeler: Cinsellik, mitler, cinsel bilgi
Düşünen Adam: Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Dergisi: 2011;24:24-31
Tüm Metin:

GİRİŞ

Cinselliğin, insanın bireysel varlığını devam ettirmek için yaşamsal bir işlevi olmasa da, yaşam kalitesini oluşturan öğeler arasında önemli yeri vardır (1). Dünya Sağlık Örgütü cinsel sağlığı, “cinselliğin bedensel, duygusal, entelektüel ve sosyal yönlerinin hayatı zenginleştiren ve kişilik, iletişim ve sevgiyi güçlendiren biçimde bütünlük oluşturması” olarak tanımlamıştır (2). Cinsel sağlığın hem erkek hem de kadınlarda ilişkileri, mutluluğu ve yaşam kalitesini doğrudan etkilediği araştırmalarla saptanmış olmasına karşın, cinsellik günümüzde tabu olarak görülen konuların başında gelmektedir ve bireyler cinsellik hakkında açıkça konuşamamaktadırlar (3,4).

Cinsellik temel bir içgüdüdür. Çocukluk, ergenlik ve yetişkinlik dönemlerinde her bireyde cinsellik ve cinsel davranışa ilişkin düşünceler gelişir (5,6). Cinsel davranış, bireysel (fizyolojik ve psikolojik), sosyal ve kültürel etkenlerin etkileşimi ile şekillenen bir sosyalizasyon sürecidir (7). Bireyin cinsel davranışının gelişimindeki en önemli unsur, bireyin içinde yetiştiği kültürel yapının, toplumun cinselliğe karşı bakış açısıdır (8). Toplumumuz, sosyal ve kültürel yapısı itibarıyla, cinselliğin tabu olarak görüldüğü ve cinsel konuların açık olarak konuşulmadığı toplumlardan biridir (9). Bireyin cinsellik konusundaki öğrenme ihtiyacının karşılanması konusunda ülkemizde, örgün eğitim süreci de yetersiz kalmaktadır. Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği’nin (CETAD) 2006 yılında yapmış olduğu bir çalışmada, cinsel konularda bilgilenmenin ana kaynağını sıklıkla arkadaş, çevre, gazete-dergi gibi medya araçları, filmler ve pornografik materyallerin oluşturduğu belirtilmektedir (10,11). Bu informal bilgi kaynaklarında cinsellikle ilgili birçok eksik, yanlış ve/veya abartılı bilgi verilmektedir. Bu yanlış bilgilenme sonucunda, bireylerde cinsellikle ilgili pek çok önyargı oluşmaktadır. Yanlış bilgilenmenin en sık karşılaşılan sonuçlarından biri cinsel mitlerdir (12). Cinsel mitler, kişilerin cinsel konularda doğru olduğunu düşündükleri, çoğu zaman abartılı, yanlış, bilimsel değeri bulunmayan inanışlardır. Bu yanlış inanışlar ve kavramlar bireylerin cinselliğe ait tutum ve davranışlarını etkilemektedir (13-15). Cinsel mitler bireylerin cinsel sağlığını ve dolayısıyla genel sağlığını olumsuz yönde etkileyebilecek sonuçlara neden olabilmektedir. Cinsellik konusunda yaygın inanışlar ve tutumlar, kültürler arasında farklılık göstermektedir. Aynı kültür içerisinde cinsellik konusunda bölgesel farklılıklar olabilmektedir. Hatta cinsel konularla ilgili inanç ve tutum bireyden bireye; yaş, cinsiyet, eğitim, aile yapısına vs. göre değişmektedir (16).

Bu araştırmanın amacı, İstanbul’da bir sağlık ocağı bölgesinde, erkelerde cinsel mitlere inanma sıklığının ve bazı sosyodemografik değişkenlerin (yaş, medeni durum, eğitim, 12 yaşına kadar yaşanılan yer, ilk cinsel bilgi kaynağı, mastürbasyon deneyimi, ilk cinsel deneyimin kiminle yaşandığı ve sonucu) cinsel mitlere inanmaya etkisinin belirlenmesidir.

YÖNTEM

Tanımlayıcı tipteki bu araştırma; İstanbul ili, Ümraniye ilçesi, Kazım Karabekir mahallesinde yürütülmüştür. Araştırma tarihinde Kazım Karabekir Mahallesi 70.000 nüfuslu, yoğun göç almış bir mahalledir. Araştırma tarihinde mahallenin birinci basamak sağlık hizmetleri, Ümraniye Sağlık Grup Başkanlığı’na bağlı (araştırmacılardan birinin görev yaptığı) İslambey Sağlık Ocağı tarafından yürütülmektedir. Mahalle muhtarının da yardımıyla, 14 adet “hemşehri” kahvehanesine (Tokat, Muş, Sivas, Bitlis, Ağrı, Bingöl, Bayburt, Trabzon, Rize) gidilerek, araştırmanın amacı o sırada kahvehanede olan kişilere anlatıldıktan sonra, araştırmada yer almayı kabul edenlere araştırma anketleri verilmiş, bireysel olarak ve isim belirtmeden anketleri yanıtlamaları istenmiş, araştırma etiği ilkelerine uyulmuştur. Katılımcıların tamamladıkları anketler araştırmacılar tarafından, anket önyüzü aşağıda olacak şekilde geri toplanmıştır. Araştırma anında kahvehanelerde olup da araştırmaya katılmayı kabul etmeyenler hakkında veri toplanamamıştır.

Araştırmacılar tarafından hazırlanmış olan anketin ilk bölümü sosyodemografik özellikler ve cinsel öykü ile ilgili soruları, ikinci bölümü ise Cinsel Mit Değerlendirme Formu’nu içermektedir. Cinsel Mit Değerlendirme Formu, Zilbergeld tarafından geliştirilen ve ülkemizde yaygın görülen cinsel mitlerin araştırılmasında daha önce de kullanılmış olan 30 cinsel mitten oluşmaktadır (6,14,17). Cinsel mit değerlendirme formunda her bir önerme için araştırmaya katılanlardan, “katılıyorum”, “katılmıyorum” veya “fikrim yok” seçeneklerinden birini işaretlemeleri istenmiştir.

İstatistiksel analiz, SPSS paket programı kullanılarak yapılmıştır. Kategorik verilerin değerlendirilmesinde Ki- Kare testi ve beklenen değerin 5’ten küçük olması durumunda, Fisher Kesin Ki-Kare testi, sürekli değişkenlerin karşılaştırılmasında ise t testi (bağımsız gruplarda) uygulanmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi olarak p<0.05 kabul edilmiştir.

BULGULAR

Araştırmaya 18 ile 67 yaş arasında 103 evli (% 61.7) ve 64 bekâr (% 38.3), toplam 167 erkek katılmıştır. Araştırmaya katılanların yaş ortalaması 36.74±11.79’dur. Yarıya yakını (%44.9) gelir getiren düzenli bir işi olmadığını beyan etmiştir. Araştırmaya katılanların %37.7’si ilkokul mezunu veya ilkokuldan terk , %20.4’ü ortaokul mezunu, % 41.9’u ise lise ve üzeri düzeyde eğitimlidir.

Eğitim durumundan, 12 yaşına kadar yaşanan yerden, medeni durumdan ve araştırma tarihindeki yaştan bağımsız olarak, araştırmaya katılan erkeklerin büyük bir kısmı, cinsellik konusunda ilk bilgi kaynağı olarak arkadaş çevresini belirtmiştir (%68.9). Erotik/pornografik filmler ve dergiler (%16.1), gazete-televizyon (%13.2) ve ebeveyn (%1.8) bildirilen diğer ilk cinsel bilgi kaynaklarıdır. Cinsel konularda ilk bilgilenme yaşı ortalaması, tüm grup için 12.59 ± 2.46’dır. Cinsel konularda ilk bilgilenme yaşı ortalaması, 12 yaşına kadar (ergenlik öncesi) bucak veya köyde yaşamış olanlarda, il veya ilçede yaşamış olanlara göre daha yüksektir (sırasıyla 13.60±2.71 ve 12.15±2.22; t=-3,323 , p<0.05). Araştırma grubunun sosyodemografik özelliklerinin dağılımı Tablo 1’de verilmiştir (Tablo 1).

Ankette, diğer tüm soruların yanıtlanma oranı tam iken, mastürbasyon deneyimlerinin sorulduğu soruya araştırmaya katılan erkeklerin %26.8’i, ilk cinsel deneyimini kiminle yaşadığı sorusuna %27.5’i, ilk cinsel ilişki sonucu sorusuna %34.7’si ve ilk cinsel ilişki yaşı sorusuna ise %3.6’sı yanıt vermek istememiştir.

Araştırmaya katılan ve bu soruyu yanıtlayan erkeklerin ilk cinsel birleşme deneyimi yaş ortalaması 17.8±2.1’dir. İlk cinsel birleşme deneyimini kiminle yaşadıkları sorusuna yanıt veren 121 (%72.5) erkeğin %62’si para karşılığında bir hayat kadınıyla, %20.7’si evlendikten sonra karısıyla ve %17.4’ü ise kız arkadaşıyla yaşadığını beyan etmiştir. İlk cinsel ilişkisinde sorun yaşayıp yaşamadığı sorusuna yanıt vermiş olan 109 (%65.3) erkekten 14’ü (%12.8) sertleşme veya boşalamama sorunu yaşadığını belirtmiştir.

Mastürbasyon deneyimlerinin sorulduğu soruya yanıt veren 139 erkeğin (%83.2) %81.3’ü daha önce mastürbasyon yaptığını beyan etmiştir. Mastürbasyon yaptığını beyan edenlerin ilk mastürbasyon deneyimlerinin yaş ortalaması 12.90±1.87’dir.

Araştırmaya katılan erkekler, en sık “her erkek, her kadına nasıl zevk vereceğini bilmelidir” (%77.8) ve “erkek her zaman seks ister ve her zaman sekse hazırdır” (%73.1), “iyi sekste amaç cinsel birleşmedir” (%70.1), “sertleşme daima cinsel arzu ile uyarılma işaretidir” (%66.5) mitlerine katılmaktadır. Diğer mitlere katılım oranları Tablo 2’de verilmiştir (Tablo 2).

Mitler ayrı ayrı değerlendirildiğinde; evli erkeklerin bekâr olanlara göre, en çok ortaokul düzeyinde eğitim almış olanların lise ve üzerinde eğitim almış olanlara göre ve ergenlik öncesi dönemde bucak veya köyde yaşamış olanların ilçe veya ilde yaşamış olanlara göre, neredeyse her bir mite istatistiksel olarak daha yüksek oranda katıldıkları saptanmıştır (p<0.05) (Tablo 3).

İlk cinsel ilişkilerinde sorun yaşadığını beyan eden erkeklerden (n=14) hiçbiri, “Erkek cinsel organında sertleşmenin kaybı, eşini çekici bulmadığı anlamına gelir” mitine katılmamakta, buna rağmen tamamı, “Erkeğin cinsel sorunlarından kadınlar sorumludur, doktor-tedavi işe yaramaz.” mitine katılmaktadır. İlk cinsel ilişki deneyiminde sorun yaşamış olanlar, sorun yaşamadığını beyan edenlere göre, üç mite istatistiksel olarak daha az oranda katılmaktadırlar (p<0.05). Bu mitler; “Tüm fiziksel temaslar cinsel birleşmeye gitmelidir” (%50.5 ve %14.3), “Erkeğin cinsel organında sertleşme olunca en yakın zamanda boşalmalıdır” (%34.7 ve %7.1) ve “Büyük erkek cinsel organı kadının daha çok uyarılmasını sağlar” (%53.7 ve %7.1) mitleridir. İstatistiksel analizlerde anlamlı fark saptanamamış olmakla beraber, ilk cinsel ilişkilerinde sorun yaşadığını ifade eden erkekler arasında diğer cinsel mitlere inanma sıklığı, sorun yaşamamış olanlara göre daha azdır.

TARTIŞMA

Cinsel mitlere inanmayı ve bunu etkileyen faktörleri araştırmayı amaçlayan araştırmamızda bir takım kısıtlılıklar mevcuttur. Araştırmada temsil yeteneği olan bir örneklem seçilmemiş olması, araştırmanın genellenememesi bakımından önemli bir kısıtlılıktır. Katılımın gönüllülük temelinde olması, araştırma konusuna ilgi duyan veya bu konuda daha az çekince hisseden kişilerin araştırmaya katılmasına neden olmuş olabilir. Katılımcı sayısının düşük olması araştırmamızın kapsayıcılığını önemli ölçüde etkilemiş olabilir. Tüm bu kısıtlılıklar araştırma sonuçlarına yansımış olabilir. Tüm kısıtlılıklarına rağmen, toplum tabanlı veri toplamanın güç olduğu bir konunun incelendiği araştırmamızın, konu ile ilgili literatüre katkı sağlayacağına inanmaktayız.

Araştırmamızda erkeklerde eğitimin, ergenlik öncesi yaşanılan bölgenin, cinsel bilgi kaynağının, ilk cinsel deneyiminin kiminle yaşandığının ve nasıl sonuçlandığının cinsel mitlere inanmayı etkilediği saptanmıştır.

Bireyin yaşadığı toplumun cinselliğe bakış açısı bireyin cinsel inanışlarını etkileyen en önemli faktördür (8). Bireyin içinde yaşadığı toplum cinsellik konusunda bilgilenme ihtiyacını göz ardı etse de, doğal dürtü her bireyi, çocukluk ve ergenlik döneminden başlayarak cinselliği öğrenmeye zorlar. Aile, örgün eğitim süreci ve basın yayın organları, doğru cinsel bilgilenme kaynağı olamadığı sürece arkadaş, erotik-pornografik materyaller gibi çevrede var olan her kaynak birey için cinselliği öğrenme aracı haline gelir. Aile ve örgün eğitim sürecinin bireylerin cinsellik konusundaki meraklarını ve bilgi eksikliklerini gidermek konusunda yetersiz kaldığı ülkemizde, arkadaş çevresi ve erotik-pornografik materyaller önemli birer ilk cinsel bilgi edinme kaynağıdır (10,18,19). Arkadaş çevresi, araştırmamızda da, grubun üçte ikisi (%68.9) tarafından ilk cinsel bilgi kaynağı olarak belirtilmiştir. İkinci sıklıkta belirtilen ilk cinsel bilgi kaynağı ise erotik-pornografik dergi ve filmlerdir (%16.1). Araştırmamızda cinsel mitlere inanma yaygınlığı %45 olarak saptanmıştır. CETAD’ın ülke çapında 1500 birey üzerinde yaptığı cinsel sağlık ve üreme sağlığı araştırmasında, cinsel mitlerin değerlendirildiği bölümde, erkeklerin cinsel mitlere inancının yüksek olduğu rapor edilmektedir (10). Araştırmamızda, ilk cinsel bilgilenme kaynağı olarak pornografik-erotik materyali bildirenlerin inandıkları cinsel mit sayısının diğer gruplardakinden (arkadaş-gazete-ebeveyn) anlamlı olarak fazla olması, özellikle erotik-pornografik materyalin cinsellik konusunda içerdiği yetersiz ve hatta yanlış/abartılı bilginin bireylerde cinsellikle ilgili hatalı inanışların yerleşmesine neden olduğunu destekler niteliktedir (11,12). İlk cinsel bilgilerini erotik/pornografik materyalden edinmiş olanların inandıkları mit sayısının, bu bilgileri özellikle gazete-televizyon veya ebeveynden edinmiş olanlardakine göre fazla olması, kaynak olarak görülen erotik içerikli materyalin, diğer formal olmayan kaynaklara göre daha fazla yanlış ve abartılı bilgi içerme olasılığına işaret ediyor olabilir. Sadece üç katılımcının ilk cinsel bilgi kaynağı olarak ebeveynini (baba) beyan etmesi, araştırma grubundaki erkeklerin ailelerinde cinsel konuların konuşulan bir konu olmadığını düşündürmektedir.

Araştırma sonuçlarına göre, bireyin ergenlik öncesinde bucak veya köyde yaşaması, il ve ilçe merkezinde yaşamış olmasına göre cinsel mitlere inanmayı anlamlı şekilde artırmaktadır. Freud’a göre, cinsel ilgi çok küçük yaşlarda başlamaktadır. Cinsel merak, kişide çocukluk yaşlarında başlamakla beraber, cinsel konularda bilgilenme daha çok ergenlik yaşlarına doğru gerçekleşmektedir. Çocukluk ve ergenlik dönemine ait psikoseksüel gelişim döneminde eksik ya da yanlış öğrenilmiş cinsel bilgi, cinsellikle ilgili yanlış ve abartılı beklentiler bireyin yetişkinlik dönemindeki cinsel inanışlarına ve davranışlarına da yansımakta ve cinsel yaşantısında sorunlar yaşamasına zemin hazırlamaktadır (20). Ayrıca araştırmamızda, cinsel konularda ilk bilgilenme yaş ortalaması, ergenlik öncesi dönemde bucak veya köyde yaşamış olanlarda, il veya ilçede yaşamış olanlara göre daha yüksek olarak saptanmıştır. Bu iki bulgu, köy veya bucakta yaşayanlar arasında cinsellik konusunun, il veya ilçede yaşayanlara göre daha geç ve daha az konuşulabildiğini ve cinsel konularda eksik/yanlış bilgilenmenin daha çok olduğunu düşündürmektedir. Bulut ve Ortaylı (19), köylerde cinselliğin az konuşulan bir konu olduğu ve cinsellik konusunda soru sormanın ayıplanıp, “bir şey bilmiyor” durumuna düşürdüğünü bildirmektedir. Genel olarak Türkiye toplumu 1950’li yıllarda kırsal alandan kentsel alana başlayan göçün etkisiyle birlikte hızlı bir değişim sürecine girmiştir. Günümüz Türkiye’sinde, toplumun %70’e yakını kentsel bölgelerde yaşamaktadır (21). Toplumumuz geleneksel, tutucu ve ataerkil yapısından daha modern ve eşitlikçi bir yapıya bürünmekle birlikte, özellikle kırsal kesimde geleneksel tutucu yaklaşımların etkileri halen sürmektedir. Kentlerde yaşayan topluluğun önemli bir kısmı, ülkenin kırsal bölgesinde doğmuş ve çocukluk dönemlerini orada geçirmiştir veya kırsal bölge kültürü içinde yetişen ve sonradan kente göç etmiş olan ebeveynlerin çocuklarıdırlar. Bu dinamik grupta, kırsal kesimdeki geleneksel inanç ve yaklaşımların etkileri kentsel yaşamlarında sürdürmektedir (22-24). Bu koşullar altında cinsellik, üzerinde en az konuşulan ancak en çok merak edilen ve ilgilenilen bir konu olarak kalmaktadır. Cinsel mitlere inanmanın köy/bucakta yaşamış olanlarda daha yüksek olması, bireylerin ergenlik öncesi yaşadıkları toplum içerisinde cinsellik konusunda edindikleri bilgi ve tutumlarının kentsel yaşamlarına rağmen süregeldiğini desteklemektedir (25).

En çok ortaokul düzeyinde eğitimi olan erkekler, lise ve üzerinde eğitimi olan erkeklere göre daha fazla sayıda cinsel mite inanmaktadırlar. Bu bulgumuz, cinsel mitlere inanma sıklığının eğitim düzeyi arttıkça azaldığının bildirildiği CETAD’ın ülke genelini temsil eden araştırmasının sonuçları ile uyumludur (10). Cinsel eğitimi içermese de, belli bir süre alınan örgün eğitimin bireylerin birçok konuda olduğu gibi, cinsellik konusunda da doğru bilgiye ulaşabilmeleri için önemli olduğunu söyleyebiliriz.

Toplumumuzda yeterli cinsel işlev, erkekliğin ispatı olarak algılanmaktadır ve bir “erkek şeması” oluşmuştur. Bu şemadaki kontrol ve performans yönelimi, cinselliğin erkek açısından büyük bir baskı altında tamamlanan fiziksel bir eylem ile sınırlı tutulduğunu göstermektedir (6). Araştırma bulgularımızda, özellikle bazı cinsel mitlere daha fazla inanma bu varsayımı desteklemektedir. Tablo 2’de, mitler incelendiğinde, araştırma grubunun önemli bir kısmının (yarıdan fazlası) “erkek” şeması şu şekilde özetlenebilir: Bir erkek cinsel ilişkide kontrolü elinde tutmalıdır ve ilişkiyi yönetmelidir, her zaman ilişkiye hazır olmalıdır, penisi sert ve büyük olmalıdır, her kadına nasıl zevk vereceğini bilmelidir ve sevişmeyi cinsel birleşme ile sonuçlandırmalıdır. İlk cinsel deneyimlerinde sorun (sertleşme veya boşalma) yaşamış olanların, genel olarak sorun yaşamamış olanlara göre, mitlerin çoğuna daha az inanmaları, bireysel deneyimleriyle mitlerdeki ifadelerin (sertleşme kaybının eşi çekici bulmama anlamına geldiği, tüm temasların cinsel birleşme ile sonuçlanması gerektiği, penisteki sertleşmenin mutlak boşalma ile sonuçlanması gerektiği gibi) uyuşmamasından kaynaklanıyor olabilir.

Araştırmanın bir diğer ilginç bulgusu, bireylerin kişisel deneyimleri ile ilgili soruların (mastürbasyon, ilk cinsel ilişkinin kiminle yaşandığı, ilk cinsel ilişki sonucu), diğer sorulara göre düşük olan yanıtlanma oranlarıdır. Bu sorulara yanıt vermeme eğilimi evli, 12 yaşına kadar köy-bucakta yaşamış, en çok ortaokul düzeyinde eğitim almış olan erkeler arasında; bekâr, 12 yaşına kadar ilçe-ilde yaşamış erkeklere göre daha yüksektir (p<0.05). Toplumumuzda yeterli cinsel işlevin erkekliğin ispatı olarak algılandığını göz önüne aldığımızda, ilk cinsel ilişki deneyimlerindeki (yaşayan kişi ve sonucu açısından) herhangi bir olumsuzluk, kişiselleştirilme endişesi ile araştırmaya katılanların yanıt vermelerini kısıtlamış olabilir.

Her bireyi ilgilendiren, hem beden hem de ruh sağlığı açısından insan üzerinde büyük etkileri bulunan, aynı zamanda çözülmesi zor toplumsal sorunlara neden teşkil edebilen hassas bir konu olan cinsellik, sağlığımızın en temel olgularındandır (2). Cinsellik hakkında bilgilenmenin doğru kaynaklardan olması, cinselliğin sağlıklı yaşanmasının önemli bir belirleyicisi olduğu yadsınamaz. Cinsel eğitim örgün eğitimin içinde yer almalıdır. Ama bizim araştırma grubumuz gibi, örgün eğitim sürecinde yeterli cinsel bilgi edinmemiş ve önceden eksik veya yanlış bilgilendirilmiş olan erişkin bireylerin sağlıklı ve doğru cinsel bilgi edinebilmeleri için, başta sağlık çalışanları olmak üzere, basın-yayın organlarına, toplumun ileri gelenlerine ve yöneticilere büyük sorumluluk düşmektedir. Erişkin bireylerin cinsellik konusunda bilgileri ne kadar doğru ise, cinsel mitlere olan inançları o derece az olacaktır. Bir erişkinin cinsellik konusundaki bilgilerinin doğruluğu, kendi çocuklarının cinsellik konusunda doğru bilgilenmeleri için de önemli olduğu gibi, arkadaş çevresinin de cinsellik konusunda yanlış inanç ve bilgilerini düzeltme konusunda etkisi olabilecektir.

Daha fazla katılımcı ile ülkemiz için daha genellenebilir araştırmaların yapılması, toplum tabanlı cinsel eğitimlerin planlanması açısından yol gösterici olacaktır.

KAYNAKLAR

1. Gülsün M, Ak M, Bozkurt A. Psikiyatrik açıdan evlilik ve cinsellik. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar 2009; 1:68-79.

2. World Health Organization. Education and Treatment in Human Sexuality: The Training of Health Proffesionals. Technical Report Series, 572. Geneva: World Health Organization, 1975.

3. Rust J, Golombok S, Collier J. Marital problems and sexual dysfunction: How are they related? Br J Psychiatry 1988; 152:629-631.

4. Yılmaz E, Zeytinci İE, Sarı S, Karababa İF, Çilli AS, Kucur R. Konya il merkezinde yaşayan evli nüfusta cinsel sorunların araştırılması. Türk Psikiyatri Derg 2010; 21:126-134.

5. Zildbergeld B. Seksi öğrenmek. Erkek cinselliği. Demiriz G (Çeviren). İstanbul: Bilimsel ve Teknik Yayınları Çeviri Vakfı, 1994, 9-17.

6. Kayır A. Cinsellik kavramı ve cinsel mitler: İçinde Yetkin N, İncesu C (editörler). Cinsel İşlev Bozuklukları Monograf Serisi. İstanbul: Roche Müstehzarları Sanayi A.Ş., 2001, 34-39.

7. Rowland LD. The psychobiology of sexual arousal and behavior: In Diamant L, McAnulty RD (editors). The psychology of sexual orientation. Behavior identity. London: Greenwood Press; 1995, 19-42.

8. Sungur MZ. Cultural factors in sex therapy: the Turkish experience. Sex Marital Ther 1999; 14:165–171.

9. Ekşi A. Üniversiteli Gençler. İ.Ü. Yayınları. No:3430. İ.Ü. Çocuk Sağlığı Enstitüsü Yayınları, No: 2. İstanbul, 1986.

10. Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Araştırması. Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği. İstanbul: Organizasyon, 2006.

11. Yetkin N. Cinsel öykü alma ve cinsel işlevin değerlendirilmesi: İçinde Yetkin N, İncesu C (editörler). Cinsel İşlev Bozuklukları Monograf Serisi. İstanbul: Roche Müstehzarları Sanayi A.Ş.,2001, 27-29.

12. Özmen HE. Cinsel mitler ve cinsel işlev bozuklukları. Psikiyatri Dünyası 1999; 2:49-53.

13. Baker C, De Silva P. The relationship between male sexual dysfunction and belief in Zilbergeld’s myths: An empirical investigation. Sex Marital Ther 1988; 3: 229-238.

14. Zilbergeld B. The New Male Sexuality. Revised Edition. New York: Batam Books; 1999.

15. Nobre PJ, Pinto-Gouveia J, Gomes FA. Sexual dysfunctional beliefs questionnaire: An instrument to assess sexual dysfunctional beliefs as vulnerability factors to sexual problems. Sex Relation Ther 2003; 18: 171-204.

16. Vicdan K. Üreme sağlığı ve gençlerin cinsel eğitim sorunları (Reproductive health and young people’s sex education problems), Gençlik Cinsel Eğitim ve Üreme Sağlığı Kitabı. İstanbul: İnsan Sağlığını Geliştirme Vakfı, 1995, 13–18.

17. Kora K, Kayır A . Cinsel Roller ve Cinsel mitler. Düşünen Adam Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Dergisi 1996: 9;55-58.

18. Aydın H, Gulcat Z. The international encylopedia of sexuality: In Francoeur RT, Noonan RJ (editors). New York: The Continuum International Publishing Group, 2001, 602–638. (http://www.kinseyinstitute.org/ccies/pdf/ccies-turkey.pdf)

19. Bulut A, Ortaylı N. Bir araştırmanın düşündürdükleri: Cinsel sağlık ama nasıl? STED 2004; 13:60-63.

20. Miller PH. Theories of Developmental Psychology. New York: Freeman and Company, 1992.

21. Devlet Istatistik Enstitüsü. (26.05.2009) (http://www.die.gov.tr/nufus_sayimi/2000Nufus.pdf)

22. Kagitcibasi C, Ataca B. Value of children and family change: A three decade portrait from Turkey. Applied Psychology 2005; 54:317–337.

23. Kagitcibasi Ç, Sunar D. Family and Socialization in Turkey: In Roopnarine JP, Carter DB (editors). Parent-child Relations in Diverse Cultural Settings: Socialization for Instrumental Competency. New Jersey: Ablex Publishing Corporation, 1992, 75-88.

24. Sunar D, Fisek G. Cont emporary Turkish Families: In Gielen U, Roopnarine J (editors). Families in Global Perspective. New York: Allyn & Bacon, 2005, 169–183.

25. İncesu C. Cinsel İşlevler ve Cinsel İşlev Bozuklukları. Klinik Psikiyatri Dergisi 2004; 7 (Ek 3):3-13.

Düşünen Adam - Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Dergisi
Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Yayıncı
Yerküre Tanıtım ve Yayıncılık Hizmetleri A.Ş.