Çocuk ve ergen psikiyatrisi polikliniğine başvuran hastalarda belirti ve tanı dağılımları
Evrim Aktepe, Kadir Demirci, Ali Metehan Çalışkan, Yonca Sönmez
Makale No: 4   Makale Türü:  Araştırma
Amaç: Çalışmamızda çocuk ve ergen psikiyatrisine başvuran hastaların belirti ve tanı dağılımlarının saptanması amaçlanmıştır.

Yöntem: Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Polikliniğine Ekim 2007 - Ekim 2008 tarihleri arasında başvuran 763 olgunun dosyası geriye dönük olarak incelenmiştir.

Bulgular: Olguların çoğunluğunun 7-12 yaş grubundaki erkekler olduğu belirlenmiştir. Olguların %93.8’i uzun zamandır devam eden kronik sorunlar için başvuruda bulunmuştur. En sık görülen belirtinin (%34.2) sinirlilik olduğu tesbit edilmiştir. Diğer belirtiler arasında, erkeklerde dikkat dağınıklığı, kekemelik, derslere ilgisizlik; kızlarda ise aileyle ilişki sorunu, mutsuzluk-karamsarlık-isteksizlik, bunaltı-sıkıntı-huzursuzluk, fiziksel yakınmalar, özkıyım girişimi, alışkanlıklar, takıntılı düşünce ve davranışlar anlamlı düzeyde fazla oranda bulunmuştur. En sık görülen tanılar, sırasıyla, depresyon, anksiyete bozuklukları, enürezis, dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu, uyum bozukluğu, ilişki sorunları, kekemelik ve mental retardasyondur. Olguların %25’i birden fazla tanı almıştır. Tanıların cinsiyete göre dağılımı değerlendirildiğinde; DEHB ve kekemeliğin erkeklerde, depresyon ve ilişki sorunlarının kızlarda anlamlı düzeyde fazla olduğu görülmüştür.

Sonuç: Çalışmamızda en sık saptanan tanılar içe vurum bozuklukları olmakla birlikte, cinsiyetler arası farklılıklar gözlenmektedir. Eştanı oranı da dikkate değer düzeyde saptanmıştır. Eştanıların birlikteliğinde hastalığın şiddeti daha ağır olmakta, psikososyal işlevsellikte daha ciddi bozulmalar görülmektedir. Çocuk-ergen psikiyatrisi başvurularında cinsiyetler arası tanı farklılıkları ve eştanılar dikkatle değerlendirilmelidir. Olguların çoğunluğunun kronik sorunlar için çocuk psikiyatrisine başvurduğu tespit edilmiştir. Başvuru süresinin uzaması ve tedavinin gecikmesi belirtilerin ağırlaşmasına neden olabilir. Eştanı birliktelikleri değerlendirildiğinde, depresif bozukluğun en sık ilişki sorunları ile birlikte görüldüğü saptanmıştır. Depresif bozukluk tanısı konulan olgularda ailevi ve sosyal ilişkilerin de değerlendirilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.
Anahtar Kelimeler: Çocuk, ergen, belirtiler, tanılar
Düşünen Adam: Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Dergisi: 2010;23:100-108
Tüm Metin:

GİRİŞ

Çocukluk döneminde başlayan çoğu ruhsal bozukluk yaşam boyu önem taşımaktadır. Ruhsal bozukluklar, büyüdükçe çocukta daha fazla fonksiyon kaybına neden olmakta ve erişkin dönemde devam eden yıkımlara neden olabilmektedir (1,2). Türkiye’de, toplum örnekleminde 4-18 yaş grubunda klinik düzeyde ruhsal problem görülme oranı, anne-babalar tarafından %11.3 olarak bildirilmiştir (3). Yurtdışında yapılan çalışmalarda, çocuk ve ergenlerin %9.5 ila %19.8 oranlarında psikiyatrik tanı aldıkları bildirilmektedir (4-7).

Steinhausen’in yaptığı bir çalışmada, çocuk ve ergen psikiyatrisinde sık görülen teşhislerin zaman içinde farklılık gösterdiği, 8-9 yaş ile ergenlik döneminde sorun olan davranışların sıklıkla gözlendiği ve erkek/kız oranının 2/1 olduğu bildirilmiştir (8). Yirmi yıldır çocuk psikopatolojisi alanında yapılan izleme çalışmalarıyla, çocuklardaki davranış sorunlarına neden olan etkenler arasında yaş, cinsiyet, doğum sırası, aile büyüklüğü, ailenin ekonomik durumu, annenin gebeliği sırasında yaşanan güçlükler, stresli yaşam olayları gibi konular belirlenmiştir (1).

Birinci basamak sağlık hizmetlerine başvuran ve psikiyatrik rahatsızlığı olan çocukların sadece %10-22 arasındaki kısmı birinci basamak sağlık çalışanı tarafından fark edilebilmektedir. Bu da, çocuk ve ergenlerin büyük bir çoğunluğunun gerekli ruh sağlığı hizmetinden yararlanamadığını göstermektedir. Bunun da ötesinde, eşik altı olarak tanımlanan, yani tanı konmadığı halde ruhsal sorunlar yaşayan bir grup ise hiçbir ruhsal girişim ve destek şansını yakalayamamaktadır. Oysa ki, çocuk ve ergenlerin yaşadıkları ruhsal hastalıkların birçoğu uygun bir yaklaşımla tedavi edilebilir, bu çocuklar ve aileleri normal ya da normale yakın bir hayat yaşayabilirler. Ruhsal hastalık yaşayan çocuk ve ergenler uygun tedavi ve destek almadıkları sürece sorunları devam edecek ve bu durum onların sosyal, eğitimsel ve mesleki geleceklerini tehlikeye sokacaktır. Bu da, aile için ek maddi yük ve toplum için üretim kaybı anlamına gelmektedir (9).

Yurtdışında yapılan bir çalışmada, çocuk psikiyatrisi polikliniğine başvuran çocuk ve ergenlerde en sık konulan tanıların dışa atım bozuklukları (dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu -DEHB/davranım bozukluğu) olduğu, bu tanıları içe vurum bozukluklarının (depresyon/anksiyete bozukluğu) takip ettiği bildirilmektedir (10). Ülkemizde yapılan bir çalışmada, erkeklerde %17.8, kızlarda %4.6 oranlarında DEHB tanısı konulduğu bildirilmektedir. İçe vurum bozukluklarına bakıldığında, depresyon kızların %11.3’ünde, erkeklerin %6.7’sinde; anksiyete bozuklukları da kızların %12.7’sinde, erkeklerin %7.1’inde saptanmıştır (11).

Çocukların ruhsal sorunlarının ortaya çıktığı koşullar, klinik belirtiler ve ruh sağlığı birimlerine başvuru biçimleri, ülkeler arasında ve ülkelerin kendi içinde de farklılıklar gösterebilmektedir (11). İspanya’da yapılan bir çalışmada, olguların %73’ünün kendiliğinden polikliniğe başvurduğu bildirilmiş (12), Avustralya’da yapılan bir çalışmada ise, ruh sağlığı kliniğinde değerlendirilen çocukların %66’sının başka servislerden konsültasyon amacıyla gönderildiği tespit edilmiştir (13).

Çocuklardaki ruhsal sorunların dağılım ve yaygınlığının belirlenmesi, koruyucu önlemler ve tedavi hizmetleri gerektiren alanların saptanmasında temel verileri sağlamaktadır. Öncelikli gereksinimlerin ortaya çıkartılması sayesinde, çocuk ruh sağlığı hizmetlerinin iyileştirilmesine yönelik etkili programlar geliştirilebilir (11).

Bu çalışmada, Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi polikliniğine başvuran hastalarda sosyodemografik özellikler ile saptanan belirtilerin ve tanıların araştırılması amaçlanmıştır.

YÖNTEM

Bu çalışmada, Ekim 2007 - Ekim 2008 tarihleri arasında Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi polikliniğine ilk kez başvuran 763 çocuk ve ergenin dosyaları geriye dönük olarak değerlendirilmiştir. Bilgilerin çoğunun eksik olduğu görülen 35 hasta çalışma dışı bırakılmıştır. Dosyaların standart bölümlerine kaydedilen sosyodemografik özellikler, aile özellikleri, yakınmaları, Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı, Dördüncü Baskısı’na (DSM IV) (14) göre değerlendirme sırasında almış oldukları psikiyatrik tanılar değerlendirilmiştir. Çalışmaya dahil edilen çocuk ve ergenlerde belirtiler ve tanılara ilişkin özelliklerin cinsiyete göre dağılımı ele alınmıştır.

İstatistiksel değerlendirmeler

Veriler SPSS 11.0 (Statistical Package for the Social Sciences) bilgisayar programı ile değerlendirilmiştir. Tamamlayıcı istatistik olarak sayı, yüzde, ortalama ve standart sapma değerleri kullanılmıştır. Veriler ki-kare, Fisher kesin testi, çok gözlü düzende ki-kare ve eğimde ki-kare testleri ile analiz edilmiştir. Tüm değerlendirmelerde p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir.

BULGULAR

Değerlendirme grubundaki çocuk ve ailelerin özellikleri Tablo 1’de yer almaktadır. Değerlendirme grubunun %64.6’sını (n=493) erkekler, %35.4’ünü (n=270) kızlar oluşturmaktadır. Kızların %43.3’ü, erkeklerin %47.5’i 7-12 yaş grubunda bulunmaktadır. 13-17 yaş grubundaki kızların oranı erkeklere göre anlamlı olarak daha fazladır (p=0.01). Aile özellikleri kaydedilen 763 olgunun 94’ünün öz anne-babadan birinin veya ikisinin birden olmadığı bir ortamda yaşadığı bulunmuştur. Bu durumun nedenleri; boşanma (n=66), ebeveyn kaybı (n=9), evlat edinilme (n=15), yurtta yaşama (n=4) olarak belirlenmiştir. Olguların çoğunluğu, ailelerin ilk çocuğudur ve yarıdan fazlası iki çocuklu ailelerden gelmektedir. Çocukların annelerinin yaş ortalaması 35.1±6.2 ve babaların yaş ortalaması 38.9±6.9’dur. Annelerin (%56.6) ve babaların (%52.3) yarıdan fazlası 30-39 yaş grubu aralığındadır. Anne ve babaların eğitim düzeyleri ve meslekleri Tablo 2’de yer almaktadır. Olguların %51.4’ünün anne ile, %33.6’sının her iki ebeveyn ile birlikte polikliniğe başvurduğu saptanmış olup, çoğu kentsel bölgede yaşamaktadır (%79.6). Olguların çoğunluğunun (%93.2) anne sütü aldığı; %13.2’sinde doğum travma öyküsünün, %11.5’inde de havale öyküsünün bulunduğu saptanmıştır. Olguların annelerinin %25’inde, babalarının %11.8’inde, diğer akrabaların %21.2’sinde psikiyatrik tedavi öyküsü saptanmıştır. Olguların %86.6’sı Isparta’dan, %7.3’ü Burdur’dan ve %4.2’si Afyon’dan gelmektedir.

Bozukluğun başlama şekli ile ilgili kayıtlara bakıldığında, olguların %93.8’nin uzun zamandır devam eden kronik sorunlar için, %5.4’ünün son bir ay içinde ortaya çıkan sorunlar için, %0.8’in de zaman zaman tekrarlayan sorunlar için başvurduğu görülmektedir. Başvuru sırasında bildirilen yakınmalar değerlendirildiğinde, olguların %65.7’sinde (n=501) birden fazla belirti saptanmıştır. Başvuruda birden fazla belirti bildirme oranı cinsiyetler arasında anlamlı farklılık göstermemektedir. 1-6 yaş grubunun tek belirti göstermesi, diğer yaş gruplarına göre anlamlı oranda yüksektir (p<0.001). En sık görülen belirtiler, sinirlilik (%34.2), mutsuzluk-karamsarlık-isteksizlik (%27), bunaltı-sıkıntı-huzursuzluk (%18.7), dikkat dağınıklığı (%18.1), aşırı hareketlilik (%17.4), alt ıslatma (%11.5) olarak saptanmıştır. Başvuruda bildirilen belirtiler arasında dikkat dağınıklığı, kekemelik, derslere karşı ilgisizlik erkeklerde; aileyle ilişki sorunu, mutsuzluk-karamsarlık-isteksizlik, bunaltı-sıkıntı-huzursuzluk, fiziksel yakınmalar, özkıyım girişimi, alışkanlıklar, takıntılı düşünce ve davranışlar kızlarda anlamlı düzeyde fazla oranda bulunmuştur (Tablo 3).

Doksanyedi olguda normal özellikler bulunduğu saptanmış olup, 666 olguda da (%87.3) en az 1 tanının varlığı kaydedilmiştir. Tüm gruplarda en fazla konan tanılar depresyon, anksiyete bozuklukları, enürezis, DEHB, uyum bozukluğu, ilişki sorunu, kekemelik, mental retardasyon olarak sıralanmıştır. DSM-IV (14) tanılarının cinsiyete göre dağılımı değerlendirildiğinde; DEHB ve kekemelik erkeklerde, depresyon ve ilişki sorunları kızlarda anlamlı düzeyde fazladır (Tablo 4). 763 olgunun 191’ine (%25), birden fazla tanı konmuştur. Sık bulunan bozukluklarda birlikte görülen tanılar değerlendirildiğinde, DEHB’si olan çocuklarda en sık eştanılar, mental retardasyon (%14.1), enürezis nokturna (%9.8), sınırda entelektüel işlev (%6.5), karşıt olma - karşı gelme bozukluğudur (KOKGB) (%4.3). Depresyonu olan çocuklarda en sık eştanılar, ilişki sorunları (%10.8), sosyal fobi (%8.3); anksiyete bozukluğu olan çocuklarda en sık eştanılar, enürezis (%9.2), kekemelik (%3.9), tik bozukluğu (%3.9) ve depresyondur (%3.9). Enürezis nokturnası olan çocuklarda en sık eştanılar, enkoprezis (%26.9), enürezis diurna (%16.7), DEHB (%11.1), artikülasyon bozukluğu (%9) olarak belirlenmiştir.

Başvuru sırasında en sık bildirilen yakınmalara göre değerlendirme sürecinin sonunda varılan tanılar değerlendirilmiştir (Tablo 5). Sinirlilik yakınmasıyla getirilenlerde uyum bozukluğu, ilişki sorunları, KOKGB; mutsuzluk-karamsarlık-isteksizlik yakınmasıyla getirilenlerde depresyon, uyum bozukluğu, ilişki sorunları, sosyal fobi; bunaltı-sıkıntı-huzursuzluk yakınmasıyla getirilenlerde anksiyete bozukluğu, sosyal fobi, kekemelik, obsesif kompulsif bozukluk, ayrılma anksiyetesi bozukluğu, posttravmatik stres bozukluğu, panik bozukluk anlamlı düzeyde yüksek oranda bulunmuştur. Dikkatsizlik yakınmasıyla getirilen çocuklarda DEHB, KOKGB, sınırda entelektüel işlev, anksiyete bozukluğu, öğrenme bozukluğu; aşırı hareketlilik yakınmasıyla getirilenlerde DEHB, mental retardasyon, KOKGB; alt ıslatma yakınmasıyla getirilenlerde enürezis nokturna, enkoprezis, enürezis diurna, artikülasyon bozukluğu, donuk normal zeka düzeyi anlamlı düzeyde yüksek oranda bulunmuştur.

TARTIŞMA

Çocuk ruh sağlığı birimlerine erkek çocukların daha fazla oranda getirildiği bildirilmektedir (15). Ülkemizde üç ayrı çocuk psikiyatrisi kliniğinde yapılan araştırmalarda, olguların %61.5-%66.9 arasında değişen oranlarda erkek çocuklardan oluştuğu saptanmıştır (15-17). ABD’de 2000 yılında yapılan bir çalışmada, ruh sağlığı hizmeti alan 40.639 çocuktan %60.8’inin erkek olduğu saptanmıştır (18). İspanya’da ve İngiltere’de yapılan çalışmalarda, çocuk ve ergen psikiyatri polikliniğine başvuran olguların çoğunluğunu erkeklerin oluşturduğu bildirilmektedir (12,19). Literatürde erkek çocukların, genel popülasyonda, ruh sağlığı kliniklerine çeşitli nedenlerle getirilmesini erkek çocuğun fizyolojik olgunlaşmamışlığına dayandıran yazarlar bulunmaktadır (15). Çalışmamızda da olguların çoğunluğu erkektir (%64.6). Tanrıöver ve arkadaşlarının (15) çalışmasında en sık başvuran yaş grubunun 6-11 olduğu belirtilmiş, çalışmamızda da 7-12 yaş grubu en sık başvuruda bulunan grup olarak saptanmıştır.

Trabzon’da çocuk psikiyatrisi poliklinik başvurularının değerlendirildiği bir çalışmada, olguların %41.1’inin iki çocuklu ailelerden oluştuğu, hasta olarak getirilen çocuğun %32 oranında ilk çocuk olduğu bulunmuştur (15). Çalışmamızda, olguların %53.6’sının iki çocuklu ailelerden oluştuğu, hasta olarak getirilen çocuğun da %55.8 oranında ilk çocuk olduğu saptanmıştır. Tanrıöver ve arkadaşlarının çalışmasında annelerin %51’inin, babaların %52’sinin ilkokul düzeyinde eğitim gördükleri saptanmıştır (15). Çalışmamızda annelerin %47.8’i ilkokul mezunu, babaların %57.4’ü lise ve üniversite mezunudur. İki çalışma arasındaki farklılığın Trabzon ve Isparta çevresinin sosyal yapısıyla ilgili olabileceği düşünülmüştür.

Norveç ve İspanya’da yapılan iki çalışmada, çocuk ve ergen psikiyatri kliniğine başlıca yönlendirilme nedenlerinin anksiyete ve ergenlik sorunları olduğu, hiperaktivite ve dikkat sorunlarının da artma eğiliminde olduğu saptanmıştır (12,20). Çalışmamızda en sık karşılaşılan başvuru nedenleri sinirlilik, mutsuzluk, bunaltı, dikkat dağınıklığı, hiperaktivite olarak saptanmıştır. Literatürle uyumlu olarak, çalışmamızda, erkeklerde dikkat dağınıklığı, kekemelik, ders ilgisizliği yakınmalarının; kızlarda ise mutsuzluk-karamsarlık-isteksizlik, aile ilişki sorunlarının anlamlı düzeyde fazla oranda olduğu saptanmıştır (11,15).

Fettahoğlu ve Özatalay’ın yaptıkları çalışmada, dikkatsizlik ve/veya hareketlilik yakınmaları ile getirilen 52 çocuk ve ergende saptanan tanıların DEHB, depresyon, anksiyete bozukluğu, öğrenme güçlüğü olduğu saptanmıştır (21). Çalışmamızda dikkatsizlik ve/veya hareketlilik yakınmasıyla getirilenlerde en sık saptanan tanılar DEHB, KOKGB, sınırda entelektüel işlev, anksiyete bozukluğu, öğrenme bozukluğu ve mental retardasyondur.

Çocuk psikiyatrisine başvuran çocuk ve ergenlerin klinik ve demografik özelliklerinin araştırıldığı bir çalışmada, en sık görülen tanının duygulanım bozuklukları olduğu, bu tanıyı davranım problemlerinin takip ettiği saptanmıştır (22). 1995-2000 yılları arasında çocuk ve ergenlerde tanı dağılımlarını değerlendiren bir çalışmada depresyon ve anksiyete bozukluklarının artış gösterdiği bildirilmektedir (18). Çalışmamızda da en sık konulan tanılar, depresyon ve anksiyete bozukluklarıdır.

Irak’ta yapılan bir çalışmada enürezisin en sık görülen ikinci hastalık olduğu saptanmıştır (23). Ülkemizde yapılan iki çalışmada eliminasyon bozukluklarının en sık görülen tanılar içinde olduğu bildirilmektedir (11,24). Çalışmamızda enürezis, depresyon ve anksiyete bozukluğundan sonra üçüncü sırada saptanmıştır. Enürezisin ailenin ve çocuğun yaşam kalitesini oldukça olumsuz yönde etkileyen bir hastalık olması nedeniyle, çocuk psikiyatrisi başvurularında öncelik kazandığı düşünülebilir.

DEHB’nin de dahil olduğu dışa vurum bozukluklarının ve iletişim sorunlarının, erkeklerde kızlara göre daha fazla görüldüğü bildirilmektedir (11,21,24-26). Yurtdışında yapılan bir çalışmada, yıkıcı davranım bozukluklarının kızlara oranla erkek çocuklarda 3 kat daha fazla görüldüğü saptanmıştır (27). Kız çocukları daha sık olarak duygulanım ve anksiyete bozuklukları tanıları almakta, yıkıcı davranım bozuklukları daha az oranlarda görülmektedir (21,28). 2007 yılında Irak’ta yapılan bir çalışmada, erkek çocuklarda kekemeliğin daha sık görüldüğü saptanmıştır (23). Çalışmamızda erkeklerde DEHB ve kekemelik, kızlarda depresyon ve ilişki sorunlarının anlamlı düzeyde fazla bulunması literatürü destekler niteliktedir.

Görker ve arkadaşlarının ergenler üzerinde yaptığı çalışmada DEHB ile birliktelik gösteren en sık eştanının sınırda entelektüel işlevsellik olduğu belirtilmektedir (29). Çalışmamızda ise, DEHB ile en sık birliktelik gösteren eştanı mental retardasyondur. Enürezisle birlikte sık görülen bozukluklar gelişimsel gecikmeler, uyku bozuklukları, DEHB ve enkoprezistir (30). Çalışmamızda enürezis nokturna ile birliktelik gösteren hastalıklar sırasıyla enkoprezis, enürezis diurna ve DEHB olarak saptanmış olup, bulgularımız literatürü desteklemektedir. Ülkemizde yapılan bir çalışmada, mental retardasyon tanısı alan olguların en sık dışa atım bozuklukları ile komorbidite gösterdiği saptanmıştır (29). Çalışmamızda da enürezis tanısıyla yüksek birliktelik bulunmuştur. Literatürde (31,32) anksiyete bozukluğu olan çocuk ve ergenlerde depresyon oranlarının düşük bulunduğu bildirilmekte olup, çalışmamızda anksiyete bozukluğu olan çocuklarda depresyon oranı %3.9 olarak saptanmıştır.

Aras ve arkadaşlarının yaptıkları çalışmada eştanı oranı %28.7 olarak saptanmıştır (11). Ülkemizde yapılan bir başka çalışmada eştanı %15.29 oranında bulunmuştur (26). Yurtdışında yapılan bir çalışmada bu oran %29.9’dur (23). Eştanıların varlığında hastalığın şiddeti daha ağırdır ve kronikleşme olasılığı daha fazladır. Ayrıca yaşam kalitesi daha düşüktür ve psikososyal işlevsellikte daha ciddi bozulmalar olur (33). Çalışmamızda hastaların 1/4’ünde eştanılar görülmekte olup çocuk psikiyatrisi başvurularında eştanıların varlığı göz önünde tutulmalıdır.

SONUÇ

Çalışmamızda, çocuk psikiyatrisi polikliniğine başvuranların yaklaşık üçte ikisi erkektir. Çocuk psikiyatrisi başvuruları 7-12 yaş grubunda fazladır. Çalışmamızda en sık saptanan tanılar içe vurum bozuklukları olmasına rağmen, cinsiyetler arası farklılıklar gözlenmekte olup, eştanı oranı da dikkate değer düzeyde saptanmıştır. Çocuk-ergen psikiyatrisi başvurularında cinsiyetler arası tanı farklılıkları ve eştanılar dikkatle değerlendirilmelidir. Olguların çoğunluğunun kronik sorunlar için çocuk psikiyatrisine başvurduğu tespit edilmiştir. Başvuru süresinin uzaması ve tedavinin gecikmesi belirtilerin ağırlaşmasına neden olabilir. Eştanı birliktelikleri değerlendirildiğinde, depresif bozukluğun en sık ilişki sorunları ile birlikte görüldüğü saptanmıştır. Depresif bozukluk tanısı konulan olgularda ailevi ve sosyal ilişkilerin değerlendirilmesinin uygun olacağı düşünülmüştür. Ayrıca çalışmamızda sık saptanan psikiyatrik tanılarla ilgili bulgular tedavi gereksinimlerinin belirlenmesine temel teşkil edebileceği için, çocuk psikiyatrisi poliklinik hizmetlerinin düzenlenmesi ve koruyucu önlemlerin geliştirilmesinde yol gösterici olabilir.

KAYNAKLAR

1. Erol N, Şimşek Z, Munir KM. Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Epidemiyolojisi. İçinde: Çetin FÇ, Pehlivantürk B, Ünal F, Uslu R, İşeri E, Türkbay T, Coşkun A, Miral S, Motavallı N (editörler). Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Temel Kitabı. Ankara: Hekimler Yayın Birliği, 2008, 782-800.

2. Güvenir T, Taş FV. Çocuk ve ergen ruh sağlığında yataklı tedavinin yeri. Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı Dergisi 2008;15:37-46.

3. Erol N, Şimsek Z. Çocuk ve gençlerde ruh sağlığı: yeterlik alanları, davranış ve duygusal sorunların dağılımı: İçinde Erol N, Kılıç C, Ulusoy M, Keçeci M, Şimşek Z (editörler). Türkiye’de ruh sağlığı profili raporu. Ankara: T.C. Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Eksen Tanıtım Ltd. Şti., 2008, 25-75.

4. Costello EJ, Mustillo S, Erkanli A, Keeler G, Angold A. Prevalence and development of psychiatric disorders in childhood and adolescence. Arch Gen Psychiatry 2003; 60:837-844.

5. Lehmkuhl L, Köster I, Schubert I. Outpatient care for child and adolescent psychiatric disorders-data from an insuree-related epidemiological study. Prax Kinderpsychol Kinderpsychiatr 2009; 58:170-185.

6. Canino G, Shrout PE, Rubio-Stipec M, Bird HR, Bravo M, Ramirez R, Chavez L, Alegria M, Bauermeister JJ, Hohmann A, Ribera J, Garcia P, Martinez-Taboas A. The DSM-IV rates of child and adolescent disorders in Puerto Rico: prevalence, correlates, service use, and the effects of impairment. Arch Gen Psychiatry 2004; 61:85-93.

7. Ford T, Goodman R, Meltzer H. The British child and adolescent mental health survey 1999: the prevalence of DSM-IV disorders. J Am Acad Child Adolesc Psychiatry 2003; 42:1203-1211.

8. Steinhausen HC. Child and adolescent psychiatric disorders in a public service over seventy years. Eur Child Adolesc Psychiatry 1997; 6:42-48.

9. World Health Organization. Child and Adolescent Mental Health Policies and Plans. WHO Library Cataloguing-in-publication Data. Mental Health Policy and Services Guidance Package, 2005.

10. Stoller JA. Diagnostic profiles in outpatient child psychiatry. Am J Orthopsychiatry 2006; 76:98-102.

11. Aras Ş, Ünlü G, Taş FV. Çocuk ve ergen psikiyatrisi polikliniğine başvuran hastalarda belirtiler, tanılar ve tanıya yönelik incelemeler. Klinik Psikiyatri Dergisi 2007; 10:28-37.

12. Recart C, Castro P, Alvarez H, Bedregal P. Characteristics of children and adolescents attended in a private psychiatric outpatient clinic. Rew Med Chil 2002; 130:295-303.

13. Sawyer MG, Sarris A, Baghurst PA, Cornish CA, Kalucy RS. The prevalence of emotional and behaviour disorders and patterns of service utilisation in children and adolescents. Aust N Z J Psychiatry 1990; 24:323-330.

14. Amerikan Psikiyatri Birliği. Metal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı, yeniden gözden geçirilmiş dördüncü baskı, (DSM-IV-TR). Köroğlu E (Çeviri Ed.) Ankara: Hekimler Yayın Birliği, 1994, 43-68.

15. Tanrıöver S, Kaya N, Tüzün Ü, Aydoğmuş K. Çocuk psikiyatrisi polikliniğine başvuran çocukların demografik özellikleri ile ilgili bir çalışma. Düşünen Adam Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Dergisi 1992; 5:13-19.

16. Sonuvar B, Yörükoğlu A, Öktem F, Akyıldız S. Hacettepe Çocuk Ruh Sağlığı kliniğinde iki yıl içinde görülen çocukların demografik özellikleri. Psikoloji Dergisi 1982; 13:33-39.

17. Epir N. Bir çocuk sağlığı kliniğine başvuran çocuklarla ilgili incelemeler. 10. Milli Psikiyatrik ve Nörolojik Bilimler Kongresi Özet Kitabı, 1974, 161-164.

18. Harpaz Rotem I, Rosenheck RA. Changes in outpatient psychiatric diagnosis in privately insured children and adolescents from 1995 to 2000. Child Psychiatry Hum Dev 2004;34:329-340.

19. Garralda ME, Bailey D. Child and family factors associated with referral to child psychiatrists. Br J Psychiatry 1988;153:81-89.

20. Reigstad B, Jorgersen K, Wichstrom L. Changes in referrals to child and adolescent psychiatric services in Norway 1992-2001. Soc Psychiatry Psychiatr Epidemiol 2004; 39:818-827.

21. Fettahoğlu Ç, Özatalay E. Çocuklarda hareketlilik ve/veya dikkatsizlik yakınmaları ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanısı. Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı Dergisi 2006; 13:13-18.

22. Kosky R, McAlpine I, Silburn S, Richmond J. A survey of child psychiatry outpatients. 1. Clinical and demographic characteristics. Aust N Z J Psychiatry 1985; 19:158-166.

23. Al-Jawadi AA, Abdul-Rhman A. Prevalence of childhood and early adolescence mental disorders among children attending primary health care centers in Mosul, Iraq: a cross sectional study. BMC Public Health 2007; 7:274.

24. Berkem M, Bildik T. Depremin Marmara üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi polikliniğine başvuru profili üzerine etkisi. Anadolu Psikiyatri Dergisi 2001; 2:29-35.

25. Hölling H, Kurth BM, Rothenberger A, Becker A, Schlack R. Assessing psychopathological problems of children and adolescents from 3 to 17 years in a nationwide representative sample: results of the German health interview and examination survey for children and adolescents (KiGGS). Eur Child Adolesc Psychiatry 2008; 17 (Suppl.1):34-41.

26. Morita H, Suzuki M, Suzuki S, Kamoshita S. Psychiatric disorders in Japanese secondary school children. J Child Psychol Psychiatry 1993; 34:317-332.

27. Fombonne E. The Chartres Study: I. Prevalence of psychiatric disorders among French school-age-children. Br J Psychiatry 1994; 164:69-79.

28. Roberts RE, Roberts CR, Xing Y. Rates of DSM-IV psychiatric disorders among adolescents in a large metropolitan area. J Psychiatr Res 2007; 41:959-967.

29. Görker I, Korkmazlar Ü, Durukan M, Aydoğdu A. Çocuk ve ergen psikiyatri kliniğine başvuran ergenlerde belirti ve tanı dağılımı. Klinik Psikiyatri Dergisi 2004; 7:103–110.

30. Toros F. Eliminasyon Bozuklukları: İçinde Aysev AS, Taner YI (editörler). Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları. Ankara: Golden Print, 2007, 615-626.

31. Angold AE, Costello J, Erkanli A. Comorbidity. J Child Psychol Psychiatry 1999; 40:57-87.

32. Brady EU, Kendall PC. Comorbidity of anxiety and depression in children and adolescents. Psychol Bull 1992; 111:244-255.

33. Cloninger CR. Comorbidity of anxiety and depression. J Clin Psychopharmacol 1990; 10 (Suppl.3):43-46.

Düşünen Adam - Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Dergisi
Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Yayıncı
Yerküre Tanıtım ve Yayıncılık Hizmetleri A.Ş.